Eğer insanın teninin altına işleyen, damarlarına sinsice sızan bir ritimden söz edilecekse, o ritim hiç kuşkusuz Cesária Évora’nın Cabo Verde albümünde vücut bulur. Bu eser, sanatçının külliyatı içinde adeta bir mihenk taşıdır. Bir kez dinlemeye başladınız mı, geri dönüş yoktur; plak bitse de etkisi bitmez. İyi ya da kötü, bu albüm sizinle kalır, içinize yerleşir, hafızanızın en mahrem köşesinde yaşamaya devam eder.
Bu kıvrılan, uçucu gibi görünen ama özünde son derece yalın ve kadim tınıların üzerimizde nasıl bir hâkimiyet kurduğunu çözümlemeye kalkışmak neredeyse beyhudedir. Analiz etmeye çalıştıkça elimizden kayar; fakat etkisi tartışmasızdır. Üstelik en temel, en ilksel düzeyde işler bu etki. Sanki bilinçten değil de doğrudan kalpten, hatta kalpten de önce bir yerden seslenir.
Mesela “Apocalypse”i dinleyin. Apocalypse Neredeyse dünyaya henüz yabancılaşmamış bir çocuğun, var olmanın yüküyle henüz kirlenmemiş bir ruhun, en temel ve belki de cevapsız soruları sorduğunu hissedersiniz. O sorular ki hem son derece sade hem de ürpertici derecede derindir. Şarkı, insanın içindeki o ilk ve saf merak duygusunu uyandırır; hayatın anlamına dair dile gelmemiş sorgulamaları fısıldar.
Bu albüme direnmek kolay değildir. Aksine, kendinizi yavaş yavaş teslim ederken bulursunuz. Dinleme sona erdiğinde ise biraz sarsılmış, biraz soyulmuş, biraz da çıplak kalmış hissedersiniz. Fakat bu çıplaklık incitici değil; arındırıcıdır. İçinizde hafif bir yanık izi bırakır ama o izin üzerinde, Cesária Évora’nın hayat sevincinin silinmez parıltısı dolaşır.
Evet, bu albüm insanı ham bırakır; ama aynı zamanda cilalar, parlatır, içindeki tortuyu temizler. Ve böylesi bir bedel, böylesi bir ruhsal dokunuş için fazlasıyla makuldür.
Sonuç olarak Morna kraliçesinin ardında bıraktığı en güzel albümlerinden biri ve plak olarak koleksiyonunuzda bulunmalı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder