Agent Provocateur , Foreigner diskografisinin beşinci halkası olarak, ilk bakışta parlak bir ticari zafer gibi görünse de, derinine inildiğinde insanı düşünmeye sevk eden birtakım çelişkiler barındırır. Yeni baskı kapak tasarımına sahip olanlar için ise ayrı bir muamma söz konusudur: Kapakta yer alan şarkı sıralaması ile orijinal CD üzerindeki sıralama belirgin biçimde farklıdır. Öyle ki açılış ve kapanış parçaları neredeyse yer değiştirmiş gibidir. “Kışkırtıcı ajan” anlamına gelen bu başlık, sanki yalnızca sözlerdeki ilişkisel gerilime değil, albümün kendi iç düzenine de gönderme yapar. Bu bilinçli bir dramaturji midir, yoksa teknik bir tercihin sonucu mudur, bilinmez; fakat albüme gizemli bir çehre kazandırdığı muhakkaktır.
Albüm, grubun önceki işleri gibi yine multi-platin mertebesine ulaşmış ve kariyerlerindeki tek bir numara hiti olan I Want to Know What Love Is’i müzik tarihine armağan etmiştir. Hatta anlatılana göre, Sting dahi solo kariyerinin ilk kayıt sürecinde bu şarkıdan etkilenmiştir; bu husus daha sonra yayımlanan The Very Best... and Beyond derlemesinde de ima edilir.
Şimdi albümü parça parça, daha incelikli bir nazarla ele alalım:
Tooth And Nail:
Albüm, 80’ler estetiğinin o metalik ve endüstriyel synth dokusuyla açılır. Sert, meydan okuyan ve yer yer konuşmalı pasajlarla bezenmiş bu parça, âdeta bir mücadele manifestosu gibidir. Asia ya da Europe repertuvarında yer alsa yadırganmayacak bir kıvam taşır. Daha ilk dakikadan itibaren romantik bir kırılganlıktan ziyade, ilişkiyi savunma refleksi öne çıkar.
That Was Yesterday:
That Was Yesterday, açılıştaki meydan okuyan tavrı sürdürür; ancak bu kez daha melodik ve duygusal bir çerçevede. Dünle hesaplaşma, geçmişe takılı kalmama arzusu, şarkıya diri bir enerji kazandırır. Ne var ki albümün genel bağlamında bu iddianın ne ölçüde sahici olduğu tartışmaya açıktır.
I Want to Know What Love Is:
Bu eser, grubun diskografisinde adeta bir dönüm noktasıdır. Soğuk ve hissiz bir dünyada sahici sevgiyi arayan bir ruhun yakarışı… Lou Gramm’ın vokali ile koro düzenlemesinin ihtişamlı birleşimi, şarkıya neredeyse ilahi bir atmosfer kazandırır. Bu nedenle yalnızca bir hit değil, kolektif bir duygunun tercümanı olmuştur. Yıllar geçse de dans salonlarında, düğünlerde, hatıralarda yaşamaya devam edecektir.
Growing Up The Hard Way:
Daha sade bir altyapı, daha minimal bir prodüksiyon. Sözlerde yine zorluklarla yoğrulmuş bir karakter portresi. Albümün dramatik çizgisini sürdürse de, sanatsal anlamda derin bir iz bırakmaz.
Reaction To Action:
Başlığı, içeriğini doğrudan özetler. Anlatıcı bir karşılık arar; eylemine bir tepki, varlığına bir yankı ister. Bu karşılıklılık arayışı, aslında grubun birçok şarkısında tekrar eden ilişki çıkmazlarının da anahtarıdır. Ancak müzikal bakımdan tekdüzeliğe düşmekten kurtulamaz.
Stranger In My Own House:
Blues esintili bir rock parçası. Kendi evinde yabancı hissetmek, iletişimin kopuşuna dair evrensel bir metafordur. Grup kariyeri boyunca iletişim sorunlarını tekrar tekrar işlemiştir; bu şarkı da o temanın bir başka tezahürüdür.
A Love In Vain:
Love in Vain, yalın 80’ler prodüksiyonu eşliğinde bir aşkın boşa gitmemesi için edilen ısrarlı bir niyazdır. Ancak aynı duygusal temanın sürekli tekrarı, dinleyicide bir kısır döngü hissi uyandırır.
Down On Love:
Down on Love, albümün zarif ve kıymeti bilinmemiş mücevherlerinden biridir. Kırık kalpli birine umut aşılayan bu synth-pop baladı, albümün ağırlaşan ilişki gerilimine karşı tatlı bir denge unsurudur.
Two Different Worlds:
Two Different Worlds, iki insanın aynı mekânda ama farklı dünyalarda yaşamasını anlatır. İletişimsizlik ve yabancılaşma yine merkezde. Bu tema, grubun kariyerinin bu safhasında neredeyse tehlikeli bir tekrar hissi yaratır. Nitekim Lou Gramm, benzer duygusal zemini solo hiti Just Between You and Me’de daha etkileyici biçimde işlemiştir.
She’s Too Tough:
Bir başka 80’ler rock kalıbı. “Zor kadın” teması, albüm boyunca yinelenen ilişki çatışmalarının devamıdır. Bu tekrar, yaratıcı bir çeşitlilikten ziyade tükenmişlik hissi verir.
Albümün adı, içeriğiyle ironik bir uyum içindedir. Mick Jones — hem besteci hem ortak prodüktör olarak — kışkırtıcı rolünü kendine mi, yoksa karşı tarafa mı atfeder? Belki de tüm bu şarkılar, karşı taraftan gelecek en ufak bir yankıyı provoke etme çabasıdır.
Öte yandan, dönemin Los Angeles merkezli rock gruplarının — örneğin Guns N' Roses — cilalı ama sert estetiğinin etkisi de sezilir. Ancak o ham ateş, o içsel isyan, bu albümde tam manasıyla mevcut değildir. İlginçtir ki bu ticari başarı, rock müziğin daha karanlık ve pürüzlü bir yöne evrilmesine de zemin hazırlamıştır; alternatif ve grunge akımlarının yükselişi, adeta bu parıltılı yüzeye bir karşı tepki olmuştur.
Netice itibarıyla Agent Provocateur, iki büyük hitiyle hatırlanan; geri kalanında ise döneme uyum sağlama çabası ile sanatsal öz arasında sıkışmış bir çalışmadır. Ticari kudreti tartışılmazdır; fakat estetik bütünlük bakımından grubun önceki zirvelerinin gerisinde kalır. Dinleyici, gerçek cevherleri keşfetmek için yüzeydeki cilayı sabırla aralamak zorundadır. Fakat herşeye rağmen kolleksiyonluk bir plaktır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder