5 Şubat 2014 Çarşamba

Ayvalık ve beldeleri-2 (Cunda Adası) Yeniden...





Serimize Ayvalık'ı tanıtarak başlamıştık, en az Ayvalık kadar önemli bir merkez ise Cunda adası ya da diğer bir deyişle Ali Bey adası.


Aslında ada Ayvalık ile bir karayolu ile birleşmiş durumda fakat yıllar evvel sadece teknelerle ulaşım sağlanırdı bu yol yok idi.


Ayvalık'tan Cunda'ya gitmek çok kolay belediye otobüsleri, dolmuşlar ve denizden ise motorlar Cunda' ya düzenli işlemekteler. Eğer arabanız varsa zaten tek seçeneğiniz karayolu ve özellikle Yaz geceleri park yeri bulmak adada sorun olabilir.


Yolda giderken hoş bir sürpriz olarak iki adayı birleştiren bir köprü var geçerken göreceğiniz tabelada Türkiye'nin ilk boğaz köprüsünden geçmektesiniz diye yazar.

Cunda adası villalar ile dolu ve villa sitelerle. Pek çok İstanbul'lu Ankara' lı buraya gelip temelli yerleşmiş. Adada Çam ağaçları, zeytinlikler her yerde, yaklaşık 15-20 dakika kadar aracınızla gidince merkeze varacaksınız. Ada merkezinde sizleri sıra sıra balık lokantaları karşılayacak deniz kenarı bunlarla dolu ve ayrıca dondurmacılar.


Yılların tecrübesi ile size Saki' nin Yerini güzel bir balık ziyafeti için öneririm, lokanta merkezin sahil güvenlik rıhtımı yanında görünüş salaş ama yiyecekler bir o kadar enfes. Tüm mezeleri deneyin derim benim favorim ise deniz börülcesi, kabak çiçeği dolması, haydari, kalamar, mevsim salatası. İşletmede yöreye has her cins balık var ama mevsiminde orada olursanız Papalina' yı tek geçin derim.

Eh  yemek yedik doyduk peki ya çayımız derseniz, içinde oturması bir zevk olan ünlü taşkahve sizi karşılayacak, bu tarihi binada ben Yaz bile olsa içeride oturup tarihi koklamayı severim, birde eğer hava henüz aydınlıksa kahve içinde tavandaki Kırlangıç yuvalarındaki yavruları ve onlara mama getiren anneleri seyretmek ve seslerini dinlemek ayrı bir zevk.


Yok ben dışarda olacağım derseniz bina önünde masalar mevcut ayrıca deniz kenarında da. Taşkahvede kahvaltı ise ayrı bir zevk sabah vakti gidin yöreye has sızma zeytinyağı, peynir, kaşar, salatalık, domates, tereyağı, yumurta, tulum peyniri, reçel, bal bolca ekmek ve çay ile kahvaltı 10 TL.



Tabii Cunda'da herşey bu iki mekan değil, güzel Rum tavernaları, fasıl lokantaları kıyıdan biraz içerde bolca sıra sıra zevkinize göre birini seçip hem doyun hem eğlenin. Birde ünlü olan bir diğer şey çay yanında lokma tatlısı şöyle açıklayayım bayağı uzun bir kuyrukta beklemelisiniz lokma tatlınız için.


Cunda'da hediyelik eşyeya dayalı bir alışveriş sektörü de mevcut çarşı alanında tüm bu hediyelikciler sıra sıra, buralarda, sabun, değerli ametist, opal, akik gibi taş ve takılar, gümüş takılar, deniz kabuğu takılar, deniz kabuğundan mamul abajurlar, havlular, tablolar, dolap magnetleri, anahtarlıklar, biblolar yani var da var. Eşinizle daldınız mı yandınız zor çıkarsınız :)


Ayrıca, adada sıkı antikacılar var, buralarda adaya ve yöreye ait her tarz antika var ama fiyatta değerlerine göre.


Yine, çok güzel butik zeytinyağı satış mekanları var ki bunlardan birinin yıllardır müdavimiyiz, yağ ve sabun senelik olarak oradan tedarik edilmekte.Bir diğer unsur mandıra satış noktaları harika süt ve süt ürünleriyle dolu.


Fakat bana göre Cunda' nın en önemli özelliği tamamiyle tarih kokması, tüm evler eski tamamı eski taş Rum evleri, merkezden burada da ayrılıp ara sokakları takip edip Aşılar tepesine doğru çıkın daracık taş yolların iki yanında sıra sıra dizili harika evler göreceksiniz, aman fotoğraf makinenizi alın. 


Tepeye doğru çıkarken adanın en büyük kilisesi kapalı ve çok hasarlı şekilde sizi karşılayacak aslında burası açıktı ama 2000 ler başında olan bir fırtınada ağır hasar gördü ve merakla bekliyorum ne zaman Kültür bakanlığı bunu restore edecek ki bu kiliseye büyük gruplar halinda Yunanlı lar ziyarete gelmekte ve bu durumu içler acısı size bu çok sevdiğim yapıyı biraz  tanıtayım:


 Taksiyarhis Kilisesi, “Kubbeli Bazilikal Plan” tipine uygun olarak inşa edilmiştir. Bu plan tipi Bizans mimarisi’nde toplantı ve mahkeme salonlarında sıkça uygulanan bir mimari plan tarzıydı. Adanın metropol kilisesi 1873 yılına tarihlenmektedir.

Taksiyarhis Kilisesi avlusuna iki sütunla taşınan üçgen alınlıklı anıtsal bir giriş kapısından girilmektedir.Bazilika şeklindeki kilise, dikdörtgen planlı uzun bir yapıdır. Doğu cephesinde yarım yuvarlak bir şekilde dışarı taşmış bir ana “apsis” bulunmaktadır.



Taksiyarhis Kilisenin ana mekânı dörder taşıyıcı sütunla üç nefe ayrılmıştır. Sütunlar kemerlerle birbirine bağlıdır.Kilisenin üç nefli naos (ana mekân) planı batı yönündeki “narteks” ile sınırlandırılmıştır. Kilisenin giriş kapısı bu narteks üzerindedir.Kilise duvarları, kaba yonu taştan yığma tekniği ile inşa edilmiştir. Merdivenler ve pencere kemerleri ve söveleri de geleneksel sarımsak taşıdır.


1927–28 yılları arasında minaresiz olarak camiye çevrilen kilise içerindeki ikonların büyük bir kısmı yerlerinden sökülmüştür. Bu tahribata rağmen kilise içerisinde hala çeşitli  ikonlar bulunmaktadır. En ilgi çeken ikonlardan biride Yunus peygamberin uzun süre denizde kalıp bir balığın içinde yaşadıktan sonra balığın ağzından çıkışını tasvir eden ikondur.

Taksiyarhis Kilisesi 11.09.2003 tarihindeki fırtınadan sonra ziyaretçi girişine kapatılmış olan kilisenin kuzey duvarında tavandan zemine kadar olan çatlak, kilisenin bakım altına alınmadığı takdirde doğanın acımasızlığına karşı daha fazla direnemeyeceğinin en belirgin göstergesidir.


Bazı kaynaklarca kilise çanının Bergama Müzesinde sergilendiği belirtilmektedir. O büyüklükteki bir çanın Taksiyarhis Kilisesinin çan kulesine sığması mümkün değildir. Adı geçen çan Panayia kilisesine ait olup, Taksiyarhis Kilisesinin çanı 1920 yıllarında yerinden sökülerek Despot evinin önüne getirilmiş daha sonra ise Midilli’ye götürülmüştür.


Evet cidden etkileyici bir yapı neyse buradan Aşıklar tepesine doğru yola devam; tepeye tam varacakken sizi bir diğer harabe haline gelen kilise karşılayacak Agia Triyada kilisesi:


1858 yılında inşa edilmiş olan Agia Triyada kilisesi, adada inşa edilen ilk kilisedir. 1922 yılına kadar ibadete açık olan kilise, mübadeleden sonra kendi kaderine terk edilmiştir. İbadete açık olduğu dönemde, içerisinde birçok ikon bulunan Agia Triyada kilisesi, zamanla ilgisizliğin de etkisiyle yıkılmıştır.

Burayı da geçince tam tepedesiniz ve orada eskiden bir harabe olan ama Koç Holding tarafından alınıp aslına uygun restore edilen muhteşem değirmen sizi karşılayacak. Yapı içinde kütüphane mevcut, ayrıca verendasından diyelim tüm Cunda'ya tepeden hakimsiniz. Yapıda kafeterya mevcut, dil damak kurumasına birebir ama fiyatlarda bir o kadar tuzlu...





Adanın bir diğer ünlü mekanı Despot' un evi heybetli bir yapı ama kaderine terk edilmiş.Biraz bilgi:

Despot Evi sahildeki binayı inşa ettiren despot, Yunanistan’ın devlet olduğu gün Rum halkının sevinçten verdiği bağışlardan çok para kazandı. Ve o paraları doğum yeri olan Cunda’ya (Alibey Adası) getirdi. Getirmiş olduğu paraların bir kısmıyla sahildeki binayı inşa ettirdi.


Despot Evi sarımsak taşından 1862 yılında inşa edilmiştir. Despot, gelirken yanında getirmiş olduğu paralarla rahat bir yaşam sürdü. 1877 yılının ocak ayında baskın yapan hırsızlar Despot’u öldürdüler. Bir rivayete göre evde buldukları altın gümüş kupalarla 15.000 Osmanlı lirasını da alarak kaçtılar.


Despot bütün sıkıştırmalara rağmen adaya gelirken yanında getirmiş olduğu altınların yerini söylemedi. Ölümünün ertesi günü büyük bir cenaze merasimiyle Taksiyarhis kilisesinin apsisi dışında gömüldü. Despot’un ölümünden sonra Osmanlı Devleti Sine Kilisesinden Despot Evi ni satın alarak Hükümet Binası olarak kullanmaya başladı.Bina 1980'e dek yurt idi sonrası boş ve bakımsız kaldı.

Adada benim doğa olarak en beğendiğim yer Patricia bölgesidir. Buraya ulaşım ya arabayla ya tekneyle, araba ile giderseniz yarıya dek asfalt olan yol sonrasında toprak yola döner ve oldukça sarsıntılı bir yolculuk sonrası ünlü Pala' nın yeri adlı tesise varırsınız bakmayın tesisi dediğime salaş bir oba tarzı pansiyon. Yöre sit alanı ev yapmak yasak elektrik üreteç ile sağlanmakta.

Şimdi şöyle anlatayım uçları birbirine çok yakın bir Hilal düşünün işte Patricia koyunun şekli böyle, o nedenle su durgun ve bir o kadar berrak.Koyun ortasında ise bir ada mevcut kasarsanız yüzerek gidilebilir, bu ada üstünde de manastır kalıntıları var  

Bu koy çok çok nadir rüzgar alıyor o nedenle rüzgarın rahatsız eden etkileri yok. Denize girince sakın şaşırmayın çünkü su çok sığ burada 50/60 metre gidin ancak diz altınıza gelir 120/130 metrede bele 200/250 metrede ise boya. O nedenle özellikle ufak çocuklar varsa yüzdürmek için harika bir yer bizler için ise benim gibi meraklısına palet ve şınorkelle dibi taramak harika. İnanılmaz güzellikte deniz kabukları ve taşları toplanabilir, size umursamadan geçen balık ve balık sürüleri gözlemlenebilir.

Patricia' ya giderken tedarikli gidin orada büfe falan yok yanınıza nevalenizi alın zaten Cunda'ya giderken denizi aşan yola gelmeden 3M Migros var oradan her şey alınabilir. Bizim ailecek tercihimiz etimizi ve mangalımızı alıp oraya gitmek bu arada çevrede neredeyse kimse olmadığından 5/6 aile ancak mangal olayında insanları rahatsız etmemektesiniz ama unutmayın çöpünüzü muhakkak toplayıp orada mevcut çöp konteynerlerine atın sonuçta bu doğa bizim korumalıyız.

Pala'nın yerinde isteyen konaklaya da bilir orada kahvaltı ve yemek sunulmakta çok basit ve küçük obalarda kalırsınız klima yok,TV yok, telefon yok. Yine buradaki iskele açıklarında koruma altında olan dev deniz istiridyeleri mevcut neredeyse bir insan boyu ve hepsi capcanlı.

Daha ileri giderseniz ayışığı manastırına varacaksınız ki bu bu kısımda son nokta.

Dediğim gibi Patricia sessiz, saf doğa her şekilde huzur veriyor, o nedenle arabamı onun yoluna sokmaktan hiç çekinmem her yıl.

Evet Cunda' yı elden geldiğince anlatmaya çalıştım unuttuklarım olduysa da affola diyerek dizimizin Cunda kısmını kapatıyoruz. Ayvalık ile alakalı son yazım Şeytan sofrası ve Sarımsaklı hakkında olacak.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...