19 Şubat 2014 Çarşamba

Kariye Müzesi ve Zeyrek Yokuşu


Müziğin yanı sıra beni buradan ya da facebook veya twitter dan takip edenler bilirler ayrıca doğa ve tarih tutkunuyumdur ve bu bağlamda sıklıkla İstanbul'da tarih ve doğa konulu geziler yaparım eşimle, bu esnada hobim olan fotoğraf çekme hususunda da kendimi biraz tatmin ederim.

Zaten arada tatiller sırasındaki izlenimlerimi blogta yazıyorum İstanbul gezilerimi de sizlerle bundan böyle bu geziler sırasında çektiğim fotoğraflarla beraber arada paylaşacağım bu ilki...

Bu yazımızın konusu Kariye müzesi ve Zeyrek yokuşu....

Kariye müzesi:

Kariye İstanbul Edirnekapı'da Karabük semtinde yer alan değerli bir tarihi eserdir, hakkında kısaca yazmam gerekirse:


Kariye (Chora) Kilisesi, 6. yüzyıla kadar giden bir geçmişe sahiptir. Günümüze ulaşmış hali Osmanlı döneminde ve 20. yüzyılin ikinci yarısında geçirdiği onarımların sonucudur.Daha önceleri kilise çevresinde, manastır kompleksi de ihtiva etmekteyken bu yapılar geçen zamana dayanamamışlardır.

İlk önce manastır olarak 534 yılında Justinianus döneminde Aziz Theodius tarafından yapılmıstir. 11. yüzyılda 1. Aleksios’un kayınvalidesi Maria Doukaina tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. 1204-1261 yıllarındaki Latin istilasinda harap olan manastır Theodoros Metokhites tarafından 14. yüzyılda onarılmıştır. Dış narteks ve parekklesion bu dönemde yapıya eklenmiştir. (Metokhites Parekklesion’u kendisi için inşa etmiştir ve mezarı da kilisenin girişinde mermer Bir taşla belirlenmiş olan yerdedir.)

Yapının önemi, İmparatorluğun, Haliç kıyısında, surlara yakın bir yerde konumlanmış olan “Blackhernai Sarayı”na taşınmasıyla artmıştır. 1296’daki büyük depremden sağ olarak çıkmıştır.Bina Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonra 1511 yılında camiye tevdi edilmiştir. 1948'den 1958'e kadar yapılan çalışmalar sonucunda tüm mozaik ve freskler ortaya çıkarılmıştır. Yapı 1948’den bu yana da “Kariye Müzesi” olarak hizmet vermektedir. Fetihten sonra camiye sadece köşesindeki minare ve içerde güneydoğu köşesindeki mihrap eklenmiş ve orjinalliğinin korunmasına çalışılmıştır. Türkiye'deki eski kiliseler arasında, içinde en fazla mozaiğe sahip olanıdır.



Kariye Kilisesi, tipik Bizans yapısıdır. Dışarıdan tuğla duvarlarıyla oldukça sade görünmekle birlikte içi en süslü kiliselerden biridir. Güney cephede uzanan dar uzun tek nefli bir sapel olan parekklesion bir bodrum uzerine yapılmıştır. Üstü kısmen kubbe, diğer kısımları tonozla örtülüdür. Tek apsisi vardır. Bütün batı cephesi boyunca uzanan dış narteks bugünkü cepheyi oluşturur. Yapının orta mekanını örten kubbe yüksek kasnaklıdır. Osmanlı döneminde onarım görmüştür ve ahşaptır. 




Dış cephelerde yuvarlak kemerler, yarım payeler, nişler ve taş tuğla örgü sıraları ile plastik ve hareketli bir görünüm sağlanmıştır. Doğu cephesi dışa taşkın apsislerle bitmektedir. Orta apsis dıştan yarım kemerli bir “payanda” ile desteklenmiştir. Bu payanda, gotik mimarlıkta yaygın olarak kullanılan bir destek ögesidir. Haç tonozların, yük etkisiyle sütun, paye gibi taşıyıcı destekleri iterek yıkılmalarını önleme amaçlıdır. Yarım kemer biçimlidir, dıştan destek sağlar.
Esas ibadet mekanı işlevini gören naos, yapının merkezinde yer alır ve pandantifler ile geçilen bir kubbeyle örtülüdür. Naosun doğu uzantısı, sunak masasının yer aldığı bema ya da kutsal mekandır. Bema’nın iki yanında pastoforium yer alır. Şükran ayininin hazırlandığı kuzey şapel “prothesis”, giyinme odası olarak kullanılmış güney şapel “diakonikon” olarak adlandırılır. 14. yüzyıldan itibaren diakonikon özel şapel işlevi görmüştür.
İki katlı kuzey ek bölüm naosa birleşir. Geçiş niteliğindeki alt katı giyinme odası olarak kullanılmış olabilir. Manastır kütüphanesini barındıran ve naosa bir pencere ile açılan üst katı büyük olasılıkla kurucunun çalışma mekanıdır.

Eser günümüzde içinde en fazla mozaikleri korunmuş kilisedir, gidilip görülesi müthiş bir turizm mekanıdır. Çevresesinde de turistik hediyelik eşyalar satan mağazalar, butik oteller ve lokantalar mevcut.


İstanbul'da yaşayanlar için bir taş atım mesafesinde olan eseri görmeye vakit ayırmanızı önermekteyim. Müze Kültür Bakanlığı'na bağlı olup varsa Müzekart 'ınızla  girebilirsiniz yoksa ücreti mukabili bilet almanız gerekecek.

Zeyrek Yokuşu:




Zeyrek kısmen de olsa geleneksel mimarisini günümüze kadar korumuş olan bir semt. Ahşap binaların çoğunluğu 1800-1840 yılları arasında inşa edilmiş. Zeyrek'in önemli  özelliği ise yokuşları.

'Serçeden başka kuş, Zeyrek'ten başka yokuş tanımam' şeklinde söylenen bir deyime de konu olmuş bu dik yokuşlar.

Bu yokuşlardan en önemlisi Fil Yokuşu. Bizans Sarnıcı'nın üzerinden kıvrılarak caddede sonlanan İstanbul'un en dik yokuşlarından biri.

Yol üzerindeki ahşap binalar dikkat çekicidir. Bu yokuşun hemen yakınında Mehmet Emin Tokadi Hazretleri'nin türbesi var.

Türbenin karşısında çayınızı kahvenizi yudumlayarak İstanbul'u seyredebileceğiz Zeyrekhane'ye uğramayı ihmal etmeyiniz.

**Fotoğraflar bana aittir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...